[K] >  [Kazım Karagöz Şiirleri] > Kalaba Külahı Şiiri
Sponsored Links

Kazım Karagöz - Kalaba Külahı

Eklendi:
Yeni Şiir Eklemek İçin Tıklayın Şiir Ekle      Hata DüzeltHata Düzelt
Bu gün çok erken kalktım, bir daha uyumadım,
İçimde bir sıkıntı sebep ne anlamadım.
Baş müderris hocamız ortada geziniyor
Belli ki boğazında bir şey düğümleniyor.
Medresede kim varsa boynu eğik gezmekte,
Hocamızın halinden herkes bir şey sezmekte,
Bir haber almış belli, bize anlatamıyor,
Yüzü ele veriyor, bizden saklayamıyor,
Uzaklara dalıyor her birimiz gözünde;
Bir burukluk var belli hocanın her sözünde.
Ağır ağır konuştu bir haber bekliyoruz,
Resmi heyet gelmeden helallik istiyoruz;
Seferberlik ilanı yapıldı geçen hafta,
Vatan bizi bekliyor olacağız ön safta...
Gözleri dolu dolu bu belki son günümüz,
Helal edin hakkınız cephede görüşürüz! ..
Ortalıkta uğultu herkesin gözü onda,
şaşkın şaşkın bakışlar yayıldı tüm salonda,
Bu son günüm demek ki tahsilimiz bitiyor,
Bu kadar ümit heves bu gün elden gidiyor...
Uğultu sonlanmadan dört zabitle geldiler,
Seferberlik ilanı asıp mühürlediler.
Uğultu daha arttı kapıya astığında,
Herkes ölüm görüyor sayfaya baktığında! ..
Boğazımda bir düğüm eşyamı topluyorum,
Üç parçalık şey zaten torbama koyuyorum;
İki mintan bir şavlar torbaya koyduklarım,
İki tane liram var koynuma soktuklarım.
Seferlerlik emrini böylece bildirdiler,
Herkes kendi köyünden… Bu işi bitirdiler.
İçimde bir volkan var anlatamam kimseye,
İlk geldiğimi andım Sırçalı Medrese'ye.
Tam yedi yıl olmuş köyümden ayrılalı,
Müderris olmak için toprağımdan çıkalı.
Karamanlı üç kişi toplandık bir araya,
Öğlenin sıcağında veda ettik Konya'ya...
Hasan Hüseyin dedi haydi yaylı tutalım,
Tüm paramız bu kadar ya sonra ne yapalım?
Bu gün hava çok sıcak bilmem nasıl ederiz?
Güneş de tepemizde acep nasıl gideriz?
Bu yolculuk çok yeğin içimiz kan ağlıyor,
Ayrılık şöyle dursun yüreğimi dağlıyor...
Herkes işin başında harman vakti bu günler,
ellerinde yabayla rüzgarı bekleyenler...
Kimi düven sürüyor kimi saman çekiyor,
Kimi harman başında daneleri bekliyor...
Köyümü çok özledim dağıyla ormanıyla,
Şimdi herkes yaylada sapıyla samanıyla,
Önümüzden geliyor kimi atlı kimi yayan,
Molla olduğumuz için ayrıca selamlayan.
Güneş tam ensemizde ikindimiz yaklaştı
Kendimizi topladık konyamız uzaklaştı.
Artık gözden kayboldu medreseyle beraber,
Gelene soruyoruz var mı yeni bir haber?
Padişah akıllıdır onu ikna ederler,
Hiç ümidim yok ama savaştan vazgeçerler...
Her kes duymuş biliyor seferber ilanını,
Kimse gizleyemiyor çatık kaşlı alnını...
Seyrek aralıklarla arabalar geçiyor,
Bu sıcak ağustosta atlar da ne çekiyor.
Epeycedir gitmedik bu kadar uzun yaya,
Hele bacaklarımız başladı zorlanmaya...
Hava kararmaktayken yetiştik biz bir hana
Adı bile korkuttu girince Kaşınhan'a!
Adını öğrenince kaşınmaya başladık,
Yatması şöyle dursun ne kadar şaşaladık.
Hancı dedik ne olur sen bize bir yaylı bul,
Hancı attı kahkaha sanki bura İstanbul!
Ne yaylısı mollalar Beyoğlu mu burası?
Bulursanız şükredin bir öküz arabası! ..
Hana girdik anladık ne kadar hamlamışız,
Ayağımız zonkluyor tabanı patlatmışız.
İçerde dört beş kişi oturmuşlar yerlere
Yüzler korkmuş hüzünlü dalmışlar kederlere...
Birisi anlatıyor bu harp olur sonumuz,
Belli ki biraz ürkek Almanya umudumuz.
Ne dersiniz mollalar? Siz neler görürsünüz?
Geleceğimiz için siz ne düşünürsünüz?
İlk önce ben atıldım devleti bilmem ama
İhtimal vermiyorum ben sağ kalacağıma! ..
Muallimmiş konuşan bizlere derin derin,
İzleri var yüzünde endişenin kederin...
Hep kızıyor onlara şu Terakkicilere,
Nasıl kumar oynarlar girdik ceremelere,
Almış bu muallim de seferberlik çağrısı,
Karamana gitmeye tutmuş atarabası.
Atıldım muallim beg parayı bölüşelim,
Dedi ben razıyım da onunla görüşelim.
O dediği adamsa arabanın sahibi,
Yirmi kuruş fazlaya rıza var gibi gibi...
Muallim konuşacak fakat bizde takat yok,
Bırak sen dinlemeyi ne çok yorulmuşuz çok.
Kuru tahta üstünde biz uzanakalmıştık,
Uyumak şöyle dursun adeta bayılmıştık.
Sabah namazdan önce kalktık erken ayağa,
Muallimle beraber başladık kaşınmağa...
Tan yeri ağarmadan horoz bile ötmeden
Fırladık dışarıya çok işkence çekmeden!
Şimdi olduk beş kişi Karaman yolcuları
Yolculuktan ziyade kaderin mahkumları! ..
Sabah namaz olunca bir çeşme başındaydık,
Abdestimizi alıp namazı kılmaktaydık...
Yol boyunca insanlar herkes harman başında
Apar topar işleri bitirme telaşında.
Ne de olsa haftaya herkes yolcu olacak,
Şu gördüğüm insanlar sefere katılacak.
Düzlük yol boyu düzlük her şey ne kadar sarı,
Kiminin kara buğday kiminin sarı darı,
İkindiye Kasaba aksamaysa Karaman
İçim daha burkuldu onu gördüğüm zaman...
Yedi sene öncesi babamla gelmiş idik,
Aktekkenin önünden yukarı geçmiş idik,
Ne hayallerim vardı müderris olacaktım,
Belki Hatuniyede hocalık yapacaktım...
Fakat ben ne yapayım vatandır gidilecek,
Cihat Allah'ın emri boyunlar eğilecek...
Biz Karaman'da yine beraber handa kaldık,
Sabah güneş doğmadan helallikleri aldık.
Köye olan yolu ben tam iki günde aldım,
Bayırdan gördüğümde öylece kalakaldım...
Güzel köyüm karşımda biraz daha morarmış,
Akşam olmak üzere biraz daha kararmış! ..
Çevredeki dağları suratını asmışlar,
Müderris olamadın diye kaşın çatmışlar...
Naparsın Morkalabam Rabbim böyle istedi,
Altay sonra olmuştum nasip değil yetmedi...
Babamın tek oğluyum çok ümitler besledi,
Yanlış zaman yanlış yer kader izin vermedi.
Bunları düşünerek girdim Bayır köyüne
Sokakta kulak verdim bu köyün evlerine.
Üç beş evin önünde bir kaç eşek bağlanmış,
O evler de ağlıyor belli haber alınmış...
Köyüne saman çeken üç kişiye rastladım,
Boyunları eğilmiş hallerine ağladım!
Bu insanlar ne etti İngiliz devletine?
Kendi halinde açlar dermanı yok kendine...
Birileri vermişler bunların kararını,
İdam kararı için oku alınlarını...
Akşam yatsı arası girdim köyceğizime,
Goramız nerede ki baktım penceremize.
Yeri hiç değişmemiş her şey yerli yerinde,
İçerisi de aynı her yer aynı düzende.
Yerdeki çul aynısı biraz daha eskimiş,
Başkada bir sergi yok tüm eşyamız bu imiş...
Ocakta bir tencere dışını is bağlamış,
Ocak duvarı sıcak bu ocak bu gün yanmış...
Pek ihtimal vermedim gündüz ki sıcak dedim,
Bende o talih nerde düşünceme ekledim...
Hadi ya belki diye kapağına uzandım,
Tenceremiz tam dolu düş görüyorum sandım! ..
Belli ki bu gün burda bacılarımdan biri,
Bu kadar çok yemeği acep ne yapacak ki?
Dedim birazdan gelir o avar suluyordur
Haberi almışlardır beni düşünüyordur...
Dama çıktım bakayım gelişini göreyim
O beni farketmeden ben onu gözleyeyim,
Mezarlığın yanından bir karaltı geliyor
Bir kadın belli ama bacıma benzemiyor...
Mezarlığa en yakın ev bizim evimizdi Gelen kadın kayboldu belli ki eve girdi.
On yaşında çocuktu nasıl da yanılmıştım
Bacım koca kız olmuş onu çocuk sanmıştım...
Eşşe Meryem deyip de merdivenden inerek
Derhal kapıya çıktı ağam ağam diyerek...
Amanın kimler gelmiş benim müderris ağam,
Kara haber geldi mi seni böyle mi bulam?
Deyip de sarılarak hıçkırığa boğuldu,
Kapıda kalakaldık nefesim çıkmaz oldu...
Sonrasında oturduk ocağımız başına
Bu benim eşe bacım doyulmaz yoldaşlığına.
Köyde kimse kalmamış hep yayla ekininde
Köylü teslim olacak bir hafta bitiminde.
Evim yokluk koksa da ne kadar çok huzurlu
Huzur güvenden başka bir o kadar gururlu...
Köyüm de haber almış o da bu gün inliyor,
Dağlar kulak kabartmış köylerini dinliyor.
Seneye bu zamanlar köy tümden boşalacak
Tüm dünya harbe girmiş orduya katılacak,
Bunları düşündükçe uykularım kaçıyor
Demek ki yanlış zaman kaderden kaçılmıyor.
Sabah erken uyandık tan yeri ağarmadan
Yaylaya varmaliyiz orda güneş doğmadan
Yayla yolu çok yokuş üstelik de kıvrımlı,
Yetişmesi biraz zor yolu küçük adımlı,
Her bir suyun başında bakışıp doluyoruz;
Sonra tekrar kavuşmak...Rabbimden diliyoruz! ..
Ellerinde oraklar herkes eyner başında,
Vakitleri daralmış bitirmek telaşında...
Derilmesi bitmemiş haftaya nasıl biter,
Tüm hepsi bitmese de kolaylayalım yeter...
Babam düzde göründü elinde orağıyla
Kaşlar çatık hüzünlü olan bir telaşıyla,
Kolay değil yedi yıl tek başına uğraşmış,
Yorulduğu bir yana uğraşmamız boşaymış.
Başını kaldırınca ben tam karşısındayım
Beni o an görünce sanmış ruyasındayım.
Beni gördüğü anda öylece dondu kaldı,
Orak elinden düştü öylece bakakaldı...
O da iyi biliyor ben şimdi niye geldim,
Daha altı ay vardı tahsili bitirmedim.
Bir şeyler kekeledi tek oğlum diyebildi
Hıçkırmaktan kendini zor toplayabildi...
Davranışlar anlattı bir süre konuşmadık,
Öylece kalakaldık yerde oturamadık.
Babam da benim gibi tahsili yarım kalmış
Babası erken ölmüş sonunu bulamamış...
Tahsilini bırakıp köye geri dönünce
Köyüne imam olmuş şimdiye dek ömrünce.
Ekinimizi derdik harmanda biriktirdik
Sürmeyi yarıladık haftamızı bitirdik.
Tüm köylü harmanında gece gündüz karışmış
Bu iş nasıl yetişir o ayrı bir savaşmış.
Her iş ortada iken teslimat vakti geldi
Üzüm avar pekmezi tek iş ekin değildi...
Onbeş altmış arası toplandık hep meydanda
Çok değişik duygular gülen de ağlayan da,
Gençler kına yakmislar avucuna, saçına,
İçli içli bakıyor herkes yakınlarına.
Diğer köyler gitmişler Ada, Bayır, Akçaalan,
En son bizim köy kalmış orduya katılmayan.
Köy yolumuz patika bizi şehre bağlayan
Biraz eşek üstünde pek çoğumuzsa yayan...
Tek sıra halindeyiz tespih gibi dizili
Orta yaşlar elemli gençlerimiz sevinçli.
Harbe katılmayanlar beş on yaşlı olacak
Yaşı büyük tutmuyor babam köyde kalacak.
Çok var aynı isimden kırk bir tanesi ali,
Bir kısmı nisanlili pek çoğu ise evli...
Kimi deyişler dedi, kimi türlü söyledi,
Dört yerde mola verdik gençlerimiz eğlendi.
En uzun molamızı Avgan Beli'nde verdik,
Sarı yaylamızın son göründüğü yerdeydik...
Orda ayağa kalktı muhtar Mulla Hüseyin
Arkadaşlarım durun hele beni dinleyin!
Bütün işler ortada köydekiler yapamaz
Üzüm, pekmez, ekmeksiz, bizlersiz yaşayamaz...
İki ay geç gitmeyle vatana bir şey olmaz,
Çocuklar evde açken yalan hata sayılmaz...
Uzun uzun anlattı ne yapacağımızı
Elleri karna tutup kıvranacağımızı...
Emekseven köprüsü altına hep serildik
Bulaşıcı hastalık varmış gibi inledik! ..
Heyet geldi köprüye bizi ordan gözledi
Bulaşır belki diye yanınıza inmedi.
Hepimiz sevinç ile geriye köyümüze,
Buğdayımız unumuz koşturduk sergimize...
Bıraktığımız yerden başladık işimize
Kalanlar bayram etti geri gelişimize.
Seferberlik emrimiz iki ay ertelenmiş
Köyümüzde bayram var köylümüz neşelenmiş...
İki ay sonrasında yeniden yaşanacak,
Sevinçliyiz gözümüz arkada kalmayacak.
Sayılı gün değil mi çok hızlı geldi geçti
Köyün tüm ihtiyacı çuvallara yerleşti...
İkinci ay sonunda biz yine yollardayız
Artık harbe hazırız devlet binasındayız.
Üç cepheye bölmüşler Şark, Yemen, Çanakkale,
Dört cephe daha varmış bak şu düşülen hale! .
Köylü üçe bölündü cepheleri ayrıldı,
Trenler dolduruldu pusulalar yazıldı.
Elveda sarı yaylam elveda Morkalabam
Bu yoldan dönüş yok sizlere kavuşamam! ..
Kalabak külah adı adımız ondan gelir,
Çevre köyler duymuşlar işin esası nedir?
Biz bir bahane ile savaşa geç gidince,
Kalaba külahı giymek der yalan denince.
Çanakkale denen yer ne de uzak bir yermiş,
Dört gün dört gece gittik daha görünmez imiş...
En nihayet ulaştık bu vatan toprağına,
Her yere asker dolmuş ovasına dağına.
Tam üç ay boyunca tüfek elde bekledik
Bir yandan siper kazdık bir andan eğitildik.
Bu boğaz çok mühimmiş burda beklenecekmiş
Burası gecilirse vatan öldü demekmiş! ..
Bu sebeple olsa ki her yeri asker dolu,
Burada ölünecek başka kalmadı yolu!
Kış henüz bitmemişken gemileri göründü,
Belki de binlercesi dizi dizi örüldü...
Gelen o gemilerden alevler fışkırıyor
Düşen her bir güllesi onlarca götürüyor...
Çıkartmalar başladı dört bir yana yayıldı,
Aşağı ovalara binlercesi yazıldı.
Bu düşmanın adı ne bu ne kadar asker?
Yer görünmüyor yarab bu mu dediğin mahşer?
Bu millet nasıl millet hepsi ayrı renklerde
Geride daha farklı bekleyen yedeklerde...
Böyle millet olmaz ki akıymış karasıymış
Tüm dünya birlik olmuş osmanlıya saldırmış.
Aylar değil yıllarca kelle koltuk savaştık,
Gerekse süngü ile hep gırtlak gırtlağaydık...
Dört yerden yara aldım ama vadem yetmemiş,
Yaşayacak günüm var daha ömrüm bitmemiş,
Bir asker yaralanır yere düşer kalkmazdı,
Gece herkes çekilince ölmez ise kalkardı...
Ufak tefek sıyrıklar yaradan sayılmazdı
Pansumanı yapılır cephe geri kalmazdı.
Can boğazımızdayken düşmanı süngüledik
Yüz binler öldük ama düşmanı tepeledik! ..
Yedi sene boyunca cephe cephe dolaştım
Her bir ayrı cephede başkasıyla savaştım.
Anlamadığım bir şey bize cihat denmişti,
Bir çok düşman gördüm ki adamlar beş vakitti! ..
Her ne olursa olsun onları halkadık ya!
Biraz çekmiş de olsak vatanı kurtardık ya!

İşte bu benim dedem cennet mekan olası,
Kevserin kıyısında her sabah uyanası! ..
Bunları anlatırmış yatakta felç yatarken,
Gelen giden olur da dış kapıya bakarken.
İfadeye bak hele birazcık çekmişlermiş!
Din ve vatan uğruna her şey küçük işlermiş!
Şu askerliğe bir bak yedi seneden fazla,
Üstelik her bir ani hep gırtlak gırtlakla...
Ben bir Mehmet ağaydim kırk yedi gün uğraştım,
Üç tanecik anım var zor da hatırlamıştım.
İşte bu vatan bize böyle bir emanettir
sahip çıkmalı ona bu mesaj açık nettir
© 2003-2020 www.alternatifim.com/ Her Hakkı Saklıdır.