[A] >  [Adnan Durmaz Şiirleri] > Ateş Çiçeği-21 Şiiri
Sponsored Links

Adnan Durmaz - Ateş Çiçeği-21

Eklendi:
Yeni Şiir Eklemek İçin Tıklayın Şiir Ekle      Hata DüzeltHata Düzelt
Bütün bu olanlar olmadan önce
Arif bey bolu'ya gelmeden önce
Kitaplarda söylenir ki
bir başka zaman
bir başka yerde:




Akşam alacasında orman
çekmiş üzerine bin bir renkli örtüyü
binbir renkli bir Türkmen kilimi gibi
Işıklar oynaşıyor yapraklarda
Oysa kaval sesleri yok
sönmüş çoban ateşleri dağlarda

Kedere kâr etmiyor
böcek cikiltilerinden yıldızlara dek
geceyi saran büyü

Dağların yamacında - yaprakların arasında
Barış günü kadar şirin bir Doğandere Köyü

Kandil alevinde dalgın suratlar
ateşten yontulmuş gibi keskin
Pencereden ay dökülmüş içeri
Uzakta köpekler ürüyor
Dışarıda yumuşacık bir rüzgâr
ormanı getiriyor
Dışarıda bir çift katır
gevişliyor otlarını keyifle
Yanlarında iki adam çığsilah
sessizce tütün içmekte
Ve bir başka insan gibi duran ağır makinalı
Mermiler & Ve sair erzak...

İçeride beş kişi
Yüzleri ateşten yontulmuş gibi
Birisi konuşuyor
Yedik içtik sağolun
Ama insan tanımalı insanı
Adım Kuşçubaşılı Eşref
Adapazarı ve Bolu'nun
Şimdi de siz söyleyin & kimsiniz
Ne taraftan gelip - nereye gidersiniz
Elleriniz münevver eli - ince

Köylüce değil gözlükleriniz
Dilleriniz şehirlice
Doğandere Köyü'nde ne gezersiniz

Kıpırdandı adamlar hayretlerini gizleyemeden
Gözlerinde şaşkınlık birbirine baktılar
tek kelam edemeden

Konuştu içlerinden birisi

Adım Binbaşı Şevki
Yıllar yılı savaştan
ve silah bırakışmadan sonra
Yüzbaşı Hilmi'yle beraber
Kalakaldık bir hain karmaşada
yüzüstü bir yalnızlıkta
Şehirlerde kör dövüşü
kısır partileşmeler
ve
bir
anı
var
insanın
Ümitlerinin
bittiği
yer...

Bir sınırı dayanmanın....
Çekilip geldik buraya
Ormanların ortasında
kuşlar gibi yaşamaya
Arkadaşlar sonradan katıldı aramıza
Yalnız...
içimizde bir yer...
kırılmış - yıkılmış şeyler...
...bir yara...
şifasız o sinsi keder...

Aldı Yüzbaşı Hilmi
Sesi heyecan içinde yüreği ürpertili

Demek siz
Meşhur Teşkilat-ı Mahsusacı
eski subay Eşref Bey'siniz
Çok işittik ününüzü...

Aldı Binbaşı Şevki
Espirili

Siz de mi şehirlere
ters döndünüz yönünüzü
Lâtif bir huzur mu aradığınız bizim gibi...

Aniden patladı Kuşçubaşı Eşref Bey

Hey & galiba anlamadınız
Ben İstanbul - Ankara hattında
insanları toparlayıp
hainleri tepelerken
Karar verdi Koca Mustafa Kemal
Dedi
Kuva-i Milliye Komutanı olarak
Adapazarı ve Bolu üzere
avdet et derhal..
Şöyle iyicene bakın simama
Benziyor mu bir yerlerim
ormanlığa saklanacak adama...

Müthiş bir sessizlik oldu
Kanatıcı ve derinden
Eşref Bey sakinleşti
kızdı kendine
Saf değiştirdi

Biliyorum lâtife yaptınız
kusura bakmayın beyler
İnsanda sinir koymuyor
şu yaşadığımız günler
...aslında sizleri anladım
buraya gelmeniz korkudan değil
Evvel zaman o derin karmaşaları
ben de yaşadım hem de pek çok
Anlaşılan o büyük kurtuluştan
Kuva-i Milliyeden falan haberiniz yok

Ben önce sizlere hikayemi anlatayım

Adapazarı- Bolu bölgesinde
ne büyük bir kahraman
Kuşçalı Köyünde Kuşçu Ali

Belki tarih onun adını yazmayacak
Ama kahraman olunmaz tevekkili
Şimdi merkezindedir gizli telgrafhânenin
İstanbul'dan- Ankara'ya
Ankara'dan- İstanbul'a
En önemli can damarı bizimkilerin
Şimdi ben bırakıp Adapazarı'ndan- Bolu'ya
Yenibahçeli Şükrü Bey'e
Yanımda iki Kuva-i Milliyeciyle
Yükleyip katıra ağır makinalıyı & kendimiz yaya
Varalım dedik
Hürriyet ve İtilafçı hainlerin fink attığı
Adapazarı- Düzce hattında
bir dayanak aramaya...

Size sözüm Koca Mustafa Kemal
yedinde temsil kuruluyla
intikal eyledi Ankara'ya
Duydunuz mu
Erzurum- Sivas Kongreleri
oralarda alınan kararlar
Yazıldı kağıtlara dağıtıldı bütün yurda

Öyle şaşırmayın ağalar
Hele alın okuyun
Çıkardı çantasından broşürleri
uzattı subaylara
Okudular & kutsal bir kitabı ezberler gibi
kongre kararlarını
İçlerinde duydular başka ateşlerin harını
yalımları azametli
Utandılar okudukça geç kaldıklarına
Dağıldı ruhlarına tüneyen karamsarlık
Dirildiler & Kuva-i Milliyedendiler artık
Kandil alevinde yüzleri
ateşten yontulmuş gibiydi
Birlikte karar verildi
İçlerinden birisi buralarda kalacak
Asker toplayacak & çete kuracak
Topladığı askerleri
Eşref Bey'e salacak

(Kendisinin adı meçhul kalacak)
Ötekiler Eşref Bey'le gidecek
Şafak ışımadan düşüldü yola
Geride bırakıp düşsel cennetlerini
Kuşçubaşılı Eşref - Teğmen Muharrem
Yüzbaşı Hilmi vardılar Mudurnu'ya
Kuva-i Milliye'yi kurdular
Mudurnu'yla İstanbul'un ilgisini kestiler
Asayiş berkemâl
Ankara'ya haber saldılar

Parti - din ayrımı gözetmeksizin
vatanını seven herkesi
müdafayı Hukuka çağırdılar

Ve fakat
onların gelişini beklercesine
Kara yılan başını kaldırdı
İttihatçı- itilafçı fırkalar
kara yürekler ayrıldı

Mudurnu'yu bir yayığa koydular
Hınç ve öfke mayalayıp çalkaladılar

Düzce'den Mudurnu'ya kara eller uzandı
Elebaşıları Sefer Bey diye biri
casus saldı sokaklara & fitne dağıttı

Dediler
Müdafayı Hukukçular zinhar yalan
Ne Padişah'ımız esir
Ne İstanbul Hükümeti satılmış
Ne de işgalde vatan
Bolu'dan Aptilvahap Efendi
gidip gördü padişahı & dediler

Devletlü Efendimiz buyurmuşlar ki
Ankara Hükümeti vatan haini
Külliyen katli vacip
Dağıtmak caizdir hain inini
kanları şer'an helâl
Elebaşıları Mustafa Kemal
Ey ümmeti Muhammet
Rabbül Alemin aşkına cihada

Düzce'den Mudurnu'ya kara eller uzandı
İstanbul ve İngiliz Hükümeti ajanları
el birliği ile dernek kurdular
Adını Hilafet koydular...

Cümle köylere dağıldı softalar
Salyalar saçıldı ağızlarından
Ceplerinde kor gibi İngiliz altınları
Osmanlı paraları
Dediler
Din elden gidiyor ey Muhammet Ümmeti
Bastılar yaygarayı

Kırk kuruşa çıkarmış sayım vergisini
Ankara Hükümeti

İşte tam da orada
Laf paraya gelince
Lav gibi patlayıverdi köylünün nefreti
Boşaldı cümle köyler bu nefret cinnetinde
Toplandı bir araya yüzyılların öfkesi
Mudurnu bir sel gibi basıldı
Yakalanan Müdafayı Hukukçu
sorgusuz yargısız asıldı
Canını kurtaran ölümden kaçtı...

Kuşçubaşı Eşref Bey'e gelince
O çoktan
Müdafayı Hukuk'u kurduktan sonra
Örgütse örgüt işte
Benim burda bitti işim
Gerisi sizin demiş
Başka yerlere gitmişti..

Doğandere Köyünden gelenler
Kavgasız bir dünyanın düşçüleri
Binbaşı Şevki - Yüzbaşı Hilmi
Teğmen Muharrem - Öteki meçhul asker
(adı kitaplarda geçmeyen biri)
Yirmi beş silahlı milisle beraber
kaçtılar Mudurnu'dan
Geçerek ıssız dağ yollarından
saklanarak vadilere Nallıhan'a vardılar

Adı kitaplarda geçmeyen asker
Mudurnu Boğazında pusuya yattı
Yanında on beş can
Günlerce hain beklediler gözlerini kırpmadan

Bir öğle üzeri
bir haber ulaştı Binbaşı Şevki Bey'den
Çarşamba ve Çayırhan'dan sökün eden
çok kalabalık bir hain güruhu
sardı Nallıhan'ı arkadan
Çekildi Kuva-i Milliyeciler
Eskişehir'e doğru
Sen de çek milisini çok geç olmadan

Çekilemedi & Düştü arasına on beş adamıyla
saldırganların

Öldü on beş can
Son kalan iki kişiyle
Canını zor attı
Binbaşı Şevki'nin kafilesine...

Binbaşı Şevki'nin kafilesi
Uçurumlu dağ yolları boyunca
yenik ve umutsuz
Ne ağacın yeşili
Ne kuşun sesi
Hava dehşetle huzursuz
Korku bekliyordu bütün yarlarda
Nallıhan Kaymakamı İmdat
Eşraftan Molla Tevfik ve Ahmet
Vodinalı Halit Bey de aralarında
Binbaşı Şevki'nin kafilesi tedirgindi

Dört bir yana haber salmış hainler
Yakalayanlara ödül adanmış
Meyil Köyüne varmadan pusulandılar
Uğruna savaştıkları halk cahil ve korkak
Ellerini urganlara bağlayarak götürdüler

Balcı Köyündeki asi karargâhında
Çarşamba'lı yedek subay
Ağzından tükürükler saçarak haykırdı

Demek kırk kuruş yaptınız sayım vergisini
Sizi it oğlu itler & ümmet - vatan hainleri
Elinde sopasıyla saldırdı
Vurdu kime denk gelirse
Alamadı öfkesini
Ağzından salyalar saçarak bağırdı

Vurun ulan dedi çevresindekiler
Ve ağladı kahrından Yüzbaşı Hilmi
tek söz etmedi...
Düşündü Binbaşı Şevki
Ellerine araba zinciri saran halk
korkak - cahil ve ahmak
Sürüklercesine götürdüler
Vardılar Mudurnu'ya

Orada
Sırçalılı Mustafa Çavuş adında biri
Düzce Hilafet Orduları Komutanı'nın
okudu telgraf emrini

Kumandan kuvvacıları istiyordu
Çok şey vardı öğrenecek
İyice sorgulamak gerekiyordu

Dediler
Kalabalık giderlerse kaçarlar
Parça parça taşıyalım Düzce'ye
Birazı şimdi gitsin
Kalanını götürürüz geceye

Binbaşı Şevki'nin kafilesi
Acıkmış – uykusuz - yorgun
Kendi toprağında tutsak
Başları düşüvermiş omuzlarına & kırgın...

Bir ara açıldı kapılar & Doluştu silahlı adamlar
Başlarında Sarıyerli Hafız
Gezindi aralarında süzerek
Tek tek baktı yüzlerine
Tanıdı doğandere düşçülerini
Yüzünde bir gülüş dolaştı belli belirsiz
çekilip gitti...
Çözdüler ellerini düşçülerin
Gece karanlığında yürüttüler
Fısıltılar oldu aralarında

Hakkınızı helâl edin
Her halde öldürecekler
Öldürmediler
Tahta bir kapı açıldı gıcırtıyla & Girdiler...

İçerden gelen
Kahkahalar ve zafer şarkılarıydı
sarhoş hilafetçilerin
Ve geceye yayılan mis gibi anason kokusu

İçerde nakışı kırık dal
bin bir al bir kilimin üstünde
Kocaman döşekler sermişler
Yastıklara köskenmişler
Şakir – Mahmut - Çarşambalı Asaf Bey
Ve Sarıyer'li Hafız
Ortada yer sofrası
Nar gibi kızarmış tavuk butları
boğma rakı

Hey gidi Hafız
hey ulan hey
Bakın hele gelen kimler
Kadim yoldaşlarımız
yeni Kuvvayiciler
Oturun-oturun hele
Kırk yıl hatırı vardır
bir fincan kahvenin derler

Oturdular

Ula teresler size mi kaldı
Azınlıkla bir olup baş kaldırmak padişaha
İyi ki tanıdım sizleri & şart olsun asarlardı

Hele yeyin bakalım
Karınınız aç olmalı
Şakir uyuma len
çuval ağzı aç hergele
Hadi bade koy beylere

Binbaşı Şevki kafilesinden iki subay
İçlerindeki sızıyı bastırmak istercesine
rakıya vurdu

Sohbetler koyulaştı & açıldılar
Son sözü Hafız söyledi

Ben şimdi Nallıhan'a gidiyorum
Hilafet Ordusunun başına geçmeğe
Sonra da hiç durmadan
Beypazarı'nda bulunan
Deli Arif'i yenmeğe
Size gelince besbelli yorgunsunuz
Tosun Beyzade Âsâf
-Zatı Hilafet Kurulu Başkanı-
sizleri ağırlasın ben gelesiye

Kalktılar & Tokalaşıp ayrıldılar
Gece ölüm kadar sessiz
Saatler kaplumbağa adımlarında
İki genç subay Âsâf Bey'in konağında
onunla birlikteler

Neler geçiyor dedi birisi
insan olanın başından
Ve daha neler geçecek

Her an nerden geleceği belirsiz
sinsi bir ölüm korkusu havada
Kahve ve tütün içerek beklediler
Sessizlik tekinsizdi
Ve her ses sanki bir panik birikintisi
Herkes beklediği yazgıdan uzak
Memleketin ahvalini konuştular
tartışmaktan kaçınarak
Acıdılar akıp giden kardeş kanına
Cepheden haber bekleyen Âsâf Bey
mani olamıyordu korkusuna

Zafer buradakiyle bitmiyordu
Biliyordu & bir yerlerde
Kuva-i Milliyeciler ilerliyordu

Ve sabaha karşı geldi
beklediği kara haber

Arif Bey kuvvetleri
ele geçirmişler Beypazarı'nı
Şimdi Nallıhan'a yürümekteler

Düştü parmaklarından okuduğu telgraf
Gözleri birer korku girdabı

Amanın ağalar dedi
Amanın beyler & El insaf

İşte ben bu neticeyi ta başından düşünmüştüm
Amanın ki amanın beyler
amanı bilir misiniz
ocağınıza düşmüşüm
Ben de size el gölgeliği ettim
Siz de bana şefaat eylen
Amanın imanım beyler...

Beyler sevindiler
Sevinç ve keder yan yana düştü
Hay hay & ne demek Asaf Bey dediler
Acı kahve hatırını biliriz
Hepimiz Türk kanındanız elbette
Tabii size çok şefaat ederiz
Hay hay ki hay hay
çiğ süt emmedik herhalde
Can borcumuzu öderiz

Gün büyüdü korku gibi
Öğle namazını kıldı Âsâf Bey
Konuklar bi afiyet öğün yediler & o yiyemedi
Korkusundan ödü koptu döşünde
Korkuyorum diyemedi

Akşam karanlığı
Çılgın bir atlı durdu konağın önünde
köpük köpüğe
atlının gözleri cacık yeşili - saçları kula sarı
dedi ki & amanın beyim
yer ile yeksan etti çiftliğinizi
Deli Arif'in adamları

Hemen atlar çekildi ahırdan
İvedi eğer vurdular
Âsâf Bey ve malûm şefaatçileri
Karaçayır yönüne ılgarladılar

Kitaplarda söylenir ki
Karaçayır'a vardılar
Orada doğandere sergüzeşti bir subay
ayrıldı kafileden
at sürdü Mudurnu'dan yana
Gecede muhtemelen ay
bir yavuklu yanağı gibiydi

Canını da bağışlasa
düşmana şefaatçilikten kurtarmış kendini
Yüreğinde kafesinden kaçan kuşun sevinci
Yarıp gitti geceyi

Abaza nöbetçilerin gözleri keskin
Çevirip kıskıvrak yakalayarak
Götürdüler Mudurnu'ya & ihtimamla koruyarak
Hilafet Kurulu'nun huzuruna çıkardılar
Umulmaz bir saygı ile ağırladılar
Atını bağladılar - yeygilediler
İstirahatgâh diye bir ev verdiler
ve emrine emirberler

Mudurnu Hilafet Kurulu
Taşıyordu yüreklerin sırtında
dağlara dar gelen Arif Bey korkusunu

Kulaklar kirişte
Arif Bey'den gelecek hey'et bekleniyordu
Abaza nöbetçilerin yakaladığı
evvel zaman Doğandere düşçüsü
Kaçarken şefaatçilikten
şefaatçiliğe düştü

Kitaplarda söylenir ki
Arif Bey'in adamları geldiler
Belli muharip adamlardı tepeden tırnağa
Bir başkaydı gözleri - elleri - ayakları
Hilafetçileri dinlediler
Ve kabul etmeyip şartlarını çekip gittiler

Yakalanan Doğandere düşçüsü ne oldu
kitaplar yazmıyor bunu

Arif Bey'in adamları gittiler
Ve hilafetçilerin başka bir kabusu
Yarbay Çolak İbrahim
Bir deli sel gibi bastı Mudurnu'yu


Söylenir ki
Arif bey bolu'ya gelmeden önce
Binbaşı ihsan bey
bolu merkez komutanı olmadan önce
Bir başka yerde başladı
mudurnu'da son bulan bu serüven
Gericiler bolu'ya akın ederken.....
© 2003-2024 www.alternatifim.com/ Her Hakkı Saklıdır.