[A] >  [Adnan Durmaz Şiirleri] > Ateş Çiçeği-14 Şiiri
Sponsored Links

Adnan Durmaz - Ateş Çiçeği-14

Eklendi:
Yeni Şiir Eklemek İçin Tıklayın Şiir Ekle      Hata DüzeltHata Düzelt
Bir koyağa pusulanmış Arif Bey'in çeteleri
Beklediler çığsilah uzaktan gelenleri
Tam da bir bayırdan devrilince öteye
Pustukları yerlerden fırladılar
Atlıları hakladılar
Başlarında Kar' Ahmet Efe
Sarsıldı toprak
Şöyle bir döndü gök
Devrilir gibi oldu Kar'Üseyin'in başına
Kaçmayı denese kaçamayacak
Havada & pusuda avcı susuşu
Mustafa'nın şafaklamış gözleri
dokunsan ağlayacak

Sanki bin yıl sürdü kancık suskunluk

Ne ağacın yeşili & ne taşın sertliği
Ne dikenin batışı & ne kuşların ötüşü

Çörtüğün Fakı & Köçeklerin Tahir
Bacının Aptil ve ötekileri...

Emriniz Komutanım dedi Kar' Ahmet

Arif Bey ansızın değişti
Bir azrail kesildi atının üzerinde
Farklılaştı atlıların ara yerinde
Sesi patladı

Yakalayın şunları alaşağı edin atlarından
Bağlayın kollarını....

Urganlarla bağlanırken elleri
Kel Mustafa küfretti
Kar' Üseyin
Helal olsun sana beylik - ağalık
Saldığın nam helâl olsun
Sözünün eriymişsin Arif Bey dedi
Arif Bey kükredi
Ben size vergi mi toplayın
Adam mı soyun dedim
Köp'oğlu köpekler dedi
Tutsaklar yaya & müfreze atlı
nadastan nadasa yürüdüler
Ekizce'li Bekir Çavuş yaklaştı Arif Bey'e
Dedi ki komutanım
İzin ver şuna bir dokunayım
Silahını doğrulttu
Arif Bey kolunu tuttu
Attırma kafamın tasını
Gösteririm ananın nemben nesini

Bekir Çavuş korkarak kesti sesini
Sövdü Kel Mustafa & bağırdı
Ulan hay avına mı çıktınız
Erkeklik buysa eğer
Doğrudan kısırak utansın
Durdu bir daha sövdü
Sağdan soldan- sus- dediler

Kar' Üseyin yaylaları düşündü
atının üzerinde aktığı kayaları
Köprüler geldi aklına
karanlık gecelerde geçtiği
Hatçe'si
Aklına
yaralı yüreğinin şahan gibi uçtuğu
Çiğilli
Kartal pınarı
Ve bütün pınarlar
eğilip su içtiği...

Kel Mustafa pırtıverdi aradan
Bağırdı Kara Ahmet & gitme lan
Ekizce'li Hüseyin Çavuş
doğrultup bastı tetiğe
Düşüp kaldı nadasların içine
Sonra ayağa kalktı
Beni vurmayın ha dedi ölmem bu yaradan
Yüzünde ölüm korkusu
Kurşun geçmiş baldırından

Arif Bey öfkeden kıpkırmızı kesilmiş
Tuu ulan yüzüne rezil- kepaze
Eğer ben de bu dilleri sormazsam
Şu bıyıklar ayıp olsun

Anlatırlar ki
Ekizceli Bekir Çavuş Arif Bey'e yaklaştı
Eğer vurmasa idim Keloğlan kaçacaktı
Arif Bey konuşmadı
Bir süre öyle gittiler

Ne gök maviydi & ne toprak sarı Ne taş sert
Aman ha beyim dedi Hüseyin Çavuş
Bunları öldürmez de katarsanız orduya
Bir yerlerde denk getirip punduna
sizi vururlar
Çünkü kan içmektir bunların işi
Vazifem sayarak ben size deyim
Aman ha Beyim...

Beş yüz atlının önünde
Rahvan atının üstünde
Yarbay Arif Bey yüzü dörtnal asabi
Yedlerinde urganlara bağlı ganimetleri

Ahali sokaklara döküldü
Bin bir ayak bir ayağa derildi
Suvermez köprüsüne varmadan
Kuva-i Milliye'nin avlusuna girildi
Çözüldü elleri tutsakların
içeri buyurun denildi
İlkin Kar' Üseyin yürüdü
Söylenir ki
üç beş basamak çıktı merdivenleri
Tek kuruşun attı Arif Bey
Kar' Üseyin kara bir dağ
Devrildi...
Kel Mustafa şaşkınlığın tam ortasında
O da tek bir kurşunla serildi basamaklara
Taş kesildi kalabalık
Ayakları yalın - giyneği yırtık
Kalbura dönmüş gözleri
Yıkık suratları sarı
Havada uçuşan gazellerin
hazin hışırtıları...

Derler ki
Esti kaba boyra yeller
Taşıdı yelkovan dikenleri
ölüm haberlerini
Deli Arif denen yarbay
Kar' Üseyin çetesinin
noktaladı kaderini
Sevinenler sevindi & üzülenler üzüldü
Sevinci- üzüntüyü artık unutmuş olanlar
yalnızca merak etti
Arif Bey cesetleri kaldırın dedi
Şu mermer direklere sarın
Gavurlar işgal etmiş vatanı
Zay olmuş cephelerde
onca insanın canı
Bir yandan düşman talanlar
Bir de böyle asalaklar yağmalar
Sarın ki direklere ibret-i alem olsun
Yetim hakkı yiyenlerden
bir gün bir soran bulunur desinler
Dağlarda dolaşanlar duyup bilsinler
El mi yaman bey mi yaman görsünler...
Pusatları- mermileri yeniden kuşatıldı
Mermer direklere asıldı cesetleri
Dağları aştı ölüm haberleri
Varıp Karacalar'a ulaştı
Düştü Üğü Kayasına top atılmışça
Ürktü çeteleri baskın olmuşça
Atına binen sıvıştı her biri başka bir yana
can korkusuyla
Bir deli yel kaldı karargâhında

Hatçe'nin iri ela gözleri
ansızın açılan körün şaşkınlığında
Anlatılmaz bir duyguyla
Baktı ilk kez görür gibi
Uzaklara & bulutlara & dağlara
Yaban kalıverdi her şeyin ortasında
Belkız'ı bastı bağrına öbür elinde bohçası
Yalın ayak düştü yola

Ne gök maviydi
Ne yollar tozlu
Ne taş sert
Dağ demedi taş demedi
Dere tepe düz eyledi
Yürüye yürüye ağladı
Ağlaya ağlaya yürüdü
Ve neden ağladığını
Kendisi de bilemedi
Gün çoktan devrilmiş gece inmişti
Karanlık yarlardan aştı
Kesekli tarlalardan geçti
Gül bedeni ter içinde
Suvermez Köyüne ulaştı
Yeni bir yaşama kaçarcasına
daldı içeri kapıdan
Filik Kadın ağıt- figan
Sarılıp sarmaştılar & ağlaştılar...
© 2003-2024 www.alternatifim.com/ Her Hakkı Saklıdır.